BÖYLE Mİ OLACAKTI HALİMİZ

Edip yalnız değil ki binlerce Edip var, o zaman yakacağımız ateş daha gür olacak ve içinde baya uzun uzun yanacağız, yanalım. Edip’i dürtüm fakat ses vermedi, bir daha bir daha… Yok ne ses ne seda. Bir daha uyanmamak üzere uzanmış betonun üzerine. Deliksiz bir uykunun, beton üstündeki dışa-vurumu ise ceninleşmekti.

0

BÖYLE Mİ OLACAKTI HALİMİZ?

Aksaray’da herhangi bir binanın girişinde betonun üzerinde uzanmış yine Edip. Edip’le betonun arasında ince bir karton var, ölümün ve yaşamın arasındaki incelik kadar ince. Kim bilir! Edip kaç günün sonunda ayakkabılarını çıkardığını binanın içine dolan kokudan anlıyordum. Edip, İstanbullun tüm kirini taşıyan tertemiz bir genç. İçine düştüğü ve çırpındığı hayatı belki kendisi seçmiştir, yıllardır tanırım kendisini ve tek bir soru sormadım, neden? Diye. Haddim değil ve hiçbir zaman olmayacak.

Her şey ortada, nasıl baktığınla ilgili, sokaktan bakıyorum ve susuyorum, bu ‘susmak’ yakacağımız ateşin kıvılcımları olacak. Acıları, umudu, umutsuzluğu, dibe çöküşü, betonlar üstünde yatışı, enva i çeşit maddeyle tesellisini seyrettim Edip’in.

Edip yalnız değil ki binlerce Edip var, o zaman yakacağımız ateş daha gür olacak ve içinde baya uzun uzun yanacağız, yanalım. Edip’i dürttüm fakat ses vermedi, bir daha bir daha… Yok ne ses ne seda. Bir daha uyanmamak üzere uzanmış betonun üzerine. Deliksiz bir uykunun, beton üstündeki dışa-vurumu ise ceninleşmekti.

Binanın kapısını başka bir Edip açıyor, karanlıktayız. Çürümüşlüğün kokusu burnumuzu kırıyor, dayanıyoruz Ediplerle.

Kapıyı açan Burhan, hiç konuşmaz, yarı çıplak dolaşır, ayaklarında tek bir gün ayakkabı görmedim, feryadını, başa çıkamadığı kederini asfaltlara basa basa çıkarıyor. Aşkı uğruna deli divane olmuş, Aksaray sokaklarında dolaşıp bom bom diye bağırır, yerde topladığı kâğıtları küçücük parçalara ayırana dek kendisiyle, geçmişiyle debelleşip durur. Sevdiği kadının Burhan’a sevgiyle karşılık (aşk burada doğar) vermeyince bir daha konuşmamak üzere susup bağırmayı seçmiştir.

Duruşuyla Saygıyı hak etmiştir, sokaklarda kendisine saygıyla selam verir.

Arada Müslüm babanın şarkılarını dinletirim ve boncuk boncuk gözyaşı düşer yanaklarından. Müslüm babanın İtirazım var şarkısına hep ağlardı, en isyanli haliydi Burhan’ın. Yarım kalmış sevgiye itirazı olan, hayatın sillesine/dertlerin cümlesine itirazı var, itirazı var bu yalan dolana… Sigara yakıyoruz.

Bunları yaşarken Gökçenur Ç.’nın Senden Önce Ben, şiirini içli içli mırıldandım. Bu kadar öfkenin arasından bizi dindirecek bir şiirdi, umudu işliyordu. Hayatımda hiç şiir ezberlemedim ne kendi şiirlerimi ne de başka bir şairin, ezberden hep kaçtım ve kaçmaya devam edeceğim ezberlerden. Peki, nasıl oldu da şairin mısraları aklıma düştü. Senden Önce Ben, şiirini hazırladığım ‘Çağda Türk şiir antolojisi 1’ için Kürtçeye çevirmiş ve hafızamın bir yerine gizli gizli sinmiş işte, patlamayı bekliyormuş. Hafıza hiç beklemediğimiz anda bizi dürter. İçinde bulunduğumuz durumun şiirini yazmış şair. O zaman o şiir bizimdir.

 

Ben Senden Önce

(…)

Bir günlüğün ilk sayfası derdin bakıp bakıp yağmura,

ben bitik, ben ıslak, uyku nedir bilmezdim.

Uzundu boynun, geceler yetmezdi öpmeye,

ben kumral, ben hamal, ben senden önce…

Oradan oraya sürüklerdim gölgemi,

ben ezik, ben yazık, yüküm nedir bilmezdim.

Benzemezdik birbirimize bizi zaman benzetti,

ben miskin, ben küskün, ben senden önce…

(…)

 

Gökçenur Ç. Son çalışması hepimizin ismini bildiği, okunduğuna ve anlaşıldığına inanmadığım Ursula’nın tüm şiirlerini Türkçeye çevirip Tanrı Kuşlarıyla Konuşmak adıyla yayımladı(yitik ülke). Anarşizm on altı yaşında bir ergen değildir, diyen Mülksüzler’i yazan yazarın şiirlerini bize ulaştıran şair. Şair sadece şiir yazmıyor, çeviriler, edebiyat festivalleri, editörlük… Bide Salı akşamları için kendi mekânın kapılarını genç şairlere açan şair. Çalışkan, sabırlı ve değer yaratan. Şairin bir başka şiiri ve benim için saf şiirin en güzel örneğini olan:

 

BÖYLE Mİ OLACAKTI HALİMİZ?

Yeterince yüksekten düşersek uçtuğumuza inanabiliriz

Böyle mi olacaktı halimiz? Kuşlar sussun sen söyle

Kasım yağmurunun unutulmuş mahlasıydım belki de

Böyle mi olacaktı halimiz? Kışlar sussun sen söyle

Birazdan rüzgâr çıkacak gibisin, güzelsin, güneşlisin

Böyle mi olacaktı halimiz? Dışlar sussun sen söyle

Koz kavuran da derler adına, çark çeviren, kestane

karası,

Kırlangıç, kızıl erik, ayatona: patladı işte fırtına

Kim tutunmuş ki rüzgâra, kim taşıyabilmiş yağmuru

Dalına değil birbirine sarılan iki yaprak korkulu

Soruyorum şimdi kendime: biz de çakılacak mıyız yere?

Kuşlar sussun, her şey sussun, sarıl bana, tek kelime söyleme.

Hayatın içinde, heyecanı yaşatan, olduğu gibi yansıtan,  yansıtırken huzur veren. Bu kadar hengâmenin içinde, bu kadar kirin bu kadar teslimiyetin ve kaçışın yaşandığı bir dönem de bu şiir bana iyi geliyor, nokta. Hesapsız-kitapsız, içten, aşk dolu, barışı işleyen, yarım kalmış ne kadar sevda varsa gözlerime çarpıyor. Çarparken kin ve öfkeyi değil tebessümü yaratıyor.

“Kuşlar sussun, her şey sussun, sarıl bana, tek kelime söyleme.”

Edip uyandı, Burhan’la sigaramızı bitirdik. Burhan, yerden topladığı küçük kâğıt parçalarını un ufak edene kadar hem kendini hem de itirazını bağıra bağıra haykırmaya, Edip de başka Edip’lere karışmaya, çalmaya, sokak köpekleriyle ışıklı caddelerin, vitrinlerin gölgesinde tesellisini aramak için uzaklaşıp gidince. Bana kalan ise biriken öfkem ve dudaklarımda Cemal Süreyya’dan bir dizeyle yol alıyorum, ufak ufak.

“Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız”

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın