GÖRMEK

Taşın üzerinde ölün! Kadın sokağa mezar taşı çizdi. Ölün yazıyor. Kadın ellerini açıp ağzıyla bağırıyor. Kadın bağırıyor “buraya tam bu sokağın ortasına bir sırrı gömüyorum.”

0

Hava kapattı. İnsanlar telaşlanıyor. Sakin olan biri var sokakta. Yedi yüz gündür sokakta olan kadın sakin. Elinde boya kutusu ve fırça var. Sokağa resim çiziyor. Neredeyse gözümüzü kırpmadan sokağa resim çizen kadını izliyoruz. Taşın üzerinde ölün! Kadın sokağa mezar taşı çizdi. Ölün yazıyor. Kadın ellerini açıp ağzıyla bağırıyor. Kadın bağırıyor “buraya tam bu sokağın ortasına bir sırrı gömüyorum.”
İki adam sohbet ediyorlar. İki adam sohbet ediyoruz. Çay içiyorlar. Sıcak çaylarımız ellerimizi ısıtıyor. İki adam ellili yaşlarındalar. Yaşlılık ve soğuk kolay olmuyor öğlen esen sert rüzgâra dayanmak. Kuş gibi tünemiş olan adamla gelen geçeni izliyoruz, götünün altına karton almış olan adam konuşuyor. “Sen de altına bi karton alsaydın.” Cevap vermiyor kel olan adam. Kafasında bere olan adam konuşmaya devam ediyor. “insanlar kendi ölülerini taşıyor. Okula, işe, Güven parka, Konur sokaktaki barlara, Kolej meydanına, gençlik parkına, otobüslere, ışıklı yüksek binalara, her yere. İnsanlar ölmüşler! Bedenleri mezarlarının başına dikilmiş çam ağacından farksız. İnsana ait olmayan bu orman! Ölü. Bu ağaçların kabuğuna asla âşıkların baş harfleri yazılamaz. Bu ağaçlara kuşlar yuva yapmazlar. Çocuklar tırmanamaz. Tek tek insanlar bir kitle değil olsa olsa kalabalık olurlar.

Şu kadın!
Adam eliyle kadını göstermeden önce durmaksızın konuştun. Çayını içerken, sigarasını yakarken, yanına sokulan köpeği severken, yoldan geçenlere kafasıyla selam verirken hiç konuşmayan arkadaşı adam konuşurken kafasını kaşıdı, pantolonun paçasını düzeltti, ayakkabısının bağcıklarıyla oynadı, önüne tükürdü. Konuşan adam boğazını temizledi. “boğazım kurudu ne diyordum. Şu kadın evet sokağa mezar taşımızı çizen kadının onun Tek başına yanında duran orada olduğunu bildiği yalın bir kitleselliği var.

Yağmur başladı ve insanların nefesleri ince bir sızı gibi damlarının arasından telaşla kapalı yerlere dolaştı. Bir kadın yolunmuş saçlarını sokaktaki direklere asıyor, dükkân kapılarına bantlıyor, özellikle ayırdığı beyaz saçlarını kaldırımlara gümüşü çimenler gibi dikiyor, kadın polisler tarafından yolunmuş saç telleriyle sokağı süslüyor. İki adam saçlarıyla sokağı süsleyen kadını izliyor.

Yağmur yer değiştirmez. Sohbet eden iki adam yağan yağmurdan dolayı yer değiştiriyor. Ağaçların altına giriyor iki adam. Az önce götünün altındaki kartonu yağmurdan korunmak için eliyle kafasının üstünde tutuyor. Önce diğerine de teklif ediyor fakat hiç konuşmayan adam istemiyor. Yağmur kadının bantla direğe, kaldırama dükkân, kapılarına bant yardımıyla yapıştırdığı saçlarını söküyor. Bir dal uzatılsa kurtarılacak insan gibi çığlıklar atarak iki adamın önünden geçiyor saçlar. İki adam önlerinden geçen saçlarının mazgal deliğinden düşüşünü izliyor. Bir süre dalıyorlar. Sonra kafasını yağmurdan karton yardımıyla korumaya çalışan adam konuşmaya başlıyor. “ Nereye daldın. Mazgaldan düşen saçlara mı? Görmek göz marifetidir. Hamaratlık ona bakmaya öğretmektir. Sokaktan geçen insanlara bakıyor musun yoksa görüyor musun? Gerçek gözle görünür doğru ise sözle. İnsanın gözleri doğruyu söylemeli, insanlar nasılda yağmurdan kaçıp camekânların arkasına sığındılar. Şimdi sokağa bulundukları yerden kafalarını kaldırmadan gözlerini kaçırarak bakıyorlar. Sadece gökyüzünden yağmur yağdı. Nasılda yer değiştirdiler. Şimdi utançlarından sokağa bakamıyorlar. Az önce işe, sevgiliye, çocuklarına gitmek için keyifle adımladıkları sokağı nasıl yalnız bıraktılar. Sadece şu kadın yolunmuş saçlarıyla sokağı tak’a çeviren kadın saat bir buçuk olmasını bekliyor. Sadece saatin bir buçuk olmasını! Diğer herkes yağmurun dinmesini bekliyor.
Saat bir buçuk! Yağmurdan korunmak için ağaçların altında bekleyen iki adamın saati beş dakika geri. Polisler resmi ve normal insanlar gibi giyinmiş ellerinde telsiz, bellerinde silah olan sivil polis denen kişiler yanlarından geçti ikisinden aynı anda burnu tıkandı; işkence, uyuşturucu, tecavüz, çocuk ölümleri, genç kız sacları, delikanlı hayâlarının kokusu boğazlarını yaktı.

Saat bir buçuk!
İki kadın sokaktaki yerlerini alıyorlar. Tüm şehir iki kadının sağında duruyor. Yağmur yağıyor. Çatılara yağıyor, sokağa, çayın içine, sigaraya değiyor, köpeğe yağıyor, ağacın altında bekleyen iki adama yağıyor. Ağacın altında bekleyen iki adam biri kafasını kartonla koruyor, kartona yağıyor, hiç konuşmayan adama yağmur yağıyor.

İki kadın. Evimizi, barkımızı, aşımızı, çocuğumuz, insana dair ne varsa alıp götürecek çamur deryasının önüne set oluyorlar. Hepimizin mezar taşlarını bu iki kadın taşıyor. Hepimiz için saçlarını süpürge ediyor iki kadın. Sokaklardaki ecel terlerimizi siliyor iki kadın.

İSA BALCI

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın