KEKEME KIRINTI

İzmir’deyim sarı duvarlar arasında kekeme kırıntı’nın mısralarıyla geçen zamanda soluklanmaya ve direnmeme göz kırpmıştır. Okuduğumuz bir şiir bazen bize hiçbir şey ifade etmez, bir caz gibi gelip geçici oluverir. O bazı şiirler bazen bir sevgilinin koynunda anlam bulur, bazen bir yürüyüşte, bazen de sarı duvarlar arasında unutulmaz olur.       

0

İzmir’deyim. Numarayı düz tut, sağa dön şimdi sola. Parmaklarını getir, avuç içini iyice yapıştır. Tamamdır. İzmir’de kayıt altına alındım hem görsel hem de izli, daha ne olsun! Artık birbirimizin yabancısı değiliz. Sevgili olmak için kalmadı hiçbir engel, Ecmain. Cebim de Kekeme Kırıntı, Emrullah Alp’ın son kitabı. Sarı günler, sarı nezarethane duvarları içinde sarı şiirlerle haşir neşir oluyorum. Şiirler gizemli bir daha bir daha oku, diyor sana. Duvarların ardı küçük Mardin, sarı taşlarla örülmüş şehrin izlerini taşıyor kitap. Şairin ruhunu hiç bırakmamış: havası, kodları, kederi, hoşgörüsü, iç içe geçmiş kültürü… Bin yıllık miras değil binlerce yıllık mirasın İstanbul’da doğan şairin ruhuna tezahürünü okuyorsunuz, şiirlerinde.

(…)

“Yoğrulduk tandırınızda yarattığınız tanrıların ateşiyle

İzlerinizin isi yüzünüzde gülüyordu

Kaçtık

Ceylan, kaplumbağa ve kelebektik.

Az mı yanıyorduk

Kahkahalarınıza takılıp düştük.”

(..)

Hayatın içinde yoğrulmuş genç bir şairin dizeleri. Sembolist bir dil var kitapta. Toplumsal duyarlılığı şiirinde yoğuran şairin dizelerinde; bir dönemi kurguladığını, bir olaya isyanını ve bir çağı ya da kulak ardı edilmek istenen, ciğeri yakan acıları, şiirsel bir anlatışla, dilin olanaklarıyla derinleştirip çıtayla yükseltiyor. Bu budur, diyor. Çalım atmıyor. Bunu belirtirken gizemi, merak dürtüsüyle meşgul etmesini de biliyor. Kapalı şiir zordur, sembollerle anlatılan şiiri öyle kolay kolay çözümlenmez. Birikim gerek buna, tarih bilinci    (egemenler tarafından yazılan tarihten bahsetmiyorum) sosyoloji, teoloji, mitoloji ve hafızalara kazınan yakın geçmişin olaylarını dizelerinde imgenin gücüyle aktarıyor.

Kahkahalarınıza takılıp düştük, bu ‘kahkaha’ neyi sembol eder ya da neyi etmez? şair bunu iyi yapıyor, bu ‘kahkaha’ size neyi ifade ediyor egemen olanı mı? Bana sarı nezarethane duvarlarını sembolleştiriyor. Şiirin girdaplarına giriyorsunuz ve sizi bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrardan dışarı atıp gelecek şiire hazırlıyor. Şairin şiirlerinde dinin ve tasavvufun ağırlığını görüyorum. Bunu ‘din’e bir başkaldırı olarak da okuya bilirsiniz veya otoritelere bir isyan.

(…)

“ O zaman doğmuş olsam

Görecektim

Bir işaretliyle

Ay’ı nasıl da ikiye böldüğünü

Bin yıllık küfür ateşinin nasıl söndüğünü.

 

Belki 40 yıl onlarla o dağın etrafında dolanacak

Bir gemi yapmazsak, sular altında kalacak

Kuş olsam da

Boğulacaktım.”

(…)

Emrullah Alp’ın kekeme kırıntı kitabı, tekrar edelim, yoğunca yoğrulmuş bir kitap. Gözlerin uzaklara dalışını, şairin kendisiyle ve geleneğiyle olan savaşını da okuyorsunuz. Çelişkiler üzerinden geniş bir atmosfer yaratılıyor, mağaralarda tohumu atılan fikirlerin, ritüellerin; kent yaşamının içine kadar gelişini, sokaklarıyla çatıştığını ve bunun sorgulayıcı bir isyana dönüşünü okuyoruz.

(…)

“Başa alıyorum

Ekmek süt fesleğen

Meme mama ana

Avuçlar sınır boylarından haber veriyor sana

Tanrım orda mısın?

10’lu yaşlarında çocuklar

Boylarından büyük ölüyor

Ve

Dünya hâlâ dönüyor.”

 

Boylarından büyük ölen, bedenine yaşından daha fazla kurşun atılan, göç yollarında boğulan çocuklarımız var bizim! Hâlâ dünya dönüyor, durmadan dönüyor ve isyan ediyor şair. İsyanını bayraktarlık yaparak ya da slogan atarak değil. Yüreğinden düşenleri işliyor mısralara. Biçimi-biçemi halletmiş neyi nasıl anlatacağını kendi üslubuyla anlatmayı biliyor. Her şiirin bitiminde içinizden kopan telleriniz olacak.

Emrullah’ın şiiri herkese hitap etmeyecektir; acısı olan, kederini ensesinde sürekli taşıyan, her seferinde taşa çarpıp bir daha bir daha diyenler, şairin şiirlerinde nefes alacaktır. Buda memleketin yarısından daha fazlası demek, görünen köye kılavuz gerekmiyor, ama şairin mısraları gerekiyor, çünkü şiirine inanıyorum. Köyün ne halde olduğunu Alp anlatıyor, ben bir enkaz görüyorum, can çekişen bir canlı gibi duruyor ve bizde içindeyiz!

Aşka gelince şair çelişkinin ve doğmaların arasında aşkı işliyor, net bir tanımdan kaçıyor. Şiirlerini sofistik bir mizaçla ne kadar beslese de şairin beslendiği yer yüreği, şekillendiği geleneği, aklı ve hayatın onda bıraktığı izleri imgeyle, retorikle, mecazla dışa vuruşu var şiirlerinde. Emrullah Alp’ın Kekeme Kırıntı’sını hayat- edebiyat ilişkisinin girizgâhı olarak görüyorum.

İzmir’deyim sarı duvarlar arasında kekeme kırıntı’nın mısralarıyla geçen zamanda soluklanmaya ve direnmeme göz kırpmıştır. Okuduğumuz bir şiir bazen bize hiçbir şey ifade etmez, bir caz gibi gelip geçici oluverir. O bazı şiirler bazen bir sevgilinin koynunda anlam bulur, bazen bir yürüyüşte, bazen de sarı duvarlar arasında unutulmaz olur.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın