ŞARKI ÇALDIK SANA BİZ

Yoksulluk demiştik, yoksulluğun nasıl da yollara düşürdüğünü, kıtadan kıtaya yürüttüğünü ölümle kucak kucağa yatırdığını, modern köleye dönüştürdüğünü yakınımızdan, uzağımızdan iyi biliyoruz… Nasıl yoksuldun nasıl annesiz.

0

ŞARKI ÇALDIK SANA BİZ

Hepsi Fransızca biliyor, hepsi İngilizce biliyor, hepsinde güçlü bir gırtlak var ve hepsi yoksul… Gemilerin diplerinde havasız-nefessiz dalgaları devire devire gelen Afrikalıların; Avrupa durağından bir önceki durağı olan Yenikapı’nın sokaklarına ve sahiline ‘geçici’ olarak demirleyen kara derililerin hikâyesine, sessizliğine ve yoksulluğuna ayna tutmak!

Geçici diyorum çünkü fırsatı buldukları ‘an’ Avrupa’nın herhangi bir ülkesine şehrine gitmek için hareketlenirler. Bazen bu hareketlenmeleri başarısızlıkla sonuçlanabiliyor ve tekrardan başa dönmeleri kaçınılmaz oluyor. İşte bu hayatların inadı ve umudu beni hep kendine çekmiştir, şevk vermiştir, mücadeleye meyil ettirmiştir. İnatta bir murattır, deyimi defalarca deneyenlerin üzerine ne kadar da güzel oturuyor, Afrikalılar da dâhil.

Yoksulluğun gözü kör olsun kafası kırılsın bir daha can bulamasın. Kamerunlu Migo, burada doğup büyüyen Afrikalılardan sadece biri. Doğarken kara derili, bahtı kapkara ve yoksul. Annesi Madam Fifi ( eğer Madam diye hitap edilmese körü sağırı oynardı) altı aylıkken Migo’ya bir geminin kazan dairesinde, dalgaların okyanusta şahlandığı zamanlarda istifra ede ede Yenikapı’ya ulaşmış. Bir ara Migo’dan umudu da kestiğini şakayla anlatırdı, o şakanın altında yatan kaygıyı ve korkuyu okumak zor değildi gözlerinde. Umudun kesildiği çocuktan umut doğdu, yoksulluk doğdu, inat doğdu, kavga doğdu biraz Türkçe doğdu, İngilizce doğdu, Fransızca doğdu ve birazda Kürtçe doğdu.

Migo ve Madam Fifi çok değil birkaç sene önce yarım bıraktıkları ve sabırla bekledikleri (para biriktirmeleri gerekiyordu) Avrupa’nın beyaz ve ışıklı şehirlerine bambaşka beyazlara hizmete gittiler, sömürüleceklerini bile bile gözlerden saçan nefreti göreceklerini, hissedeceklerini bile bile gittiler. Toplumun her hâlükârda potansiyel bir suçlu muamelesiyle karşılaşacaklarını bile bile gitti ana ve oğlu. Gittiler çünkü umutlarını hala diri tuttukları için, gittiler çünkü emeklerinin karşılığını alacakları umuduyla yola çıktılar, yani doğan güneşi bekleyecekler Avrupa kıtasında bu da bir direniştir, umuttur. Yoksulluğun beli kırılsın ayakları bir daha yeri tutmasın, Afrika dâhil.

Ara ara Madam Fifi’den İngilizce haykırışlar dinlerdik. (Nına Sımone’nin sesi kulaklarınızda çınlasın) Amerika’nın siyahi isyancıları; beyazlara ve onun düzenine karşı müzikle isyan edişlerinin melodisini, ritmini, sesini; yürekten çıkıp gırtlakta isyana dökülüşünü birebire dinlemek Madam Fifi’den benim için büyük bir şanstı, teşekkürler. Şimdi kim bilir nerede haykırıyordur anadiliyle… Ruhun acıkır diye şarkı çaldık sana biz.

Hangi fabrikanın angaryasında hangi restorandın bulaşıkhanesinde hangi evin hizmetçiliğinde, bakıcılığında ya da bir kampın modern salonlarında sömürenin nasıl sömürdüğünü kendi ‘medeni’ ağızlarından düşenlerle dinliyordur. Ne yaman çelişki, çelişkinin çelişkisi buna denir işte! Beyaz adamın yarattığı ve çeşitlendirdiği çelişkiler…

Yoksulluk demiştik, yoksulluğun nasıl da yollara düşürdüğünü, kıtadan kıtaya yürüttüğünü ölümle kucak kucağa yatırdığını, modern köleye dönüştürdüğünü yakınımızdan, uzağımızdan iyi biliyoruz… Nasıl yoksuldun nasıl annesiz.

Şair-yazar Şeref Bilsel’in Sırtını Yıkayamayanlar İçin Banyo Müziği şiiriyle antoloji hazırlığımda tanışmıştım Kürtçeye çevirdim büyük bir zevkle. Şiirde anlatılan bizim hikâyemiz, Migo’ların Madam Fifi’lerin yoksulluğu, savruluşu ve umudu. Kuzeyin şairinden yoksulluğumuza bir şiir, diri ve yarına kalacak bir şiir. Bilsel’in şiirini, bestekâr-şair Lokman Kurucu da besteleyip kitlelere ulaştırdı, yoksulluğumuza müziği dahil etti, melodilerle, sesiyle de umudu işledi. Madam Fifi’nin içli içli haykırışı gibi… Kalbin soğumuş diye ağıt yaktık sana biz.

Sırtını Yıkayamayanlar İçin

Banyo Müziği

Nasıl yoksuldun, nasıl annesiz

yanağına baksın diye

ayna tuttuk sana biz

 

Nasıl sessizdin, nasıl nefessiz

Ruhun acıkır diye

Şarkı çaldık sana biz

 

Öyle susuzdun, öyle yeşilsiz

ayağını öpsün diye

ırmak olduk sana biz

 

Öyle yersizdin, öyle ötesiz

kalbin soğumuş diye

ağıt yaktık sana biz

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın