ÇHD üyesi 20 avukatın yargılandığı dava 2’nci gününde: Avukatlara verilmeyen belgeler itirafçıya anlattırıldı

0

GazeteTAMAM.com – Selçuk Kozağaçlı, konuşması sırasında mahkeme başkanına dönerek “Temsil ettiğiniz her şeyi reddediyorum” dedi.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi 6’sı tutuklu 20 avukatın “örgüt yöneticiliği” ve “örgüt üyeliği” iddialarıyla yargılandığı davanın duruşması Silivri Cezaevi Kampüsü karşısında bulunan İstanbul 37’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edildi. Bugünkü duruşmada avukatlar reddi hakim talebinde bulundu.

KOZAĞAÇLI: SİZİ REDDEDİYORUM

Tutuklu Avukat Selçuk Kozağaçlı reddi hakim talebinin ithamlara dayalı olacağını belirterek,  “Yargılamada dinlenen tanık beyanlarının, dijital materyal raporunun aslında bir rapor olmadığı, dinlenen tanıkların yalan söylediğinin çok açık olduğu avukatlar tarafından defalarca dile getirildi. Hatta bunlar belgelendi. Siz dün bir ara karar verdiniz ve ‘hazırlık soruşturmasında bu iş bitirildi’ diyerek kendi varlık nedeninizi ortadan kaldırdınız. Bu cesaretsizliğe ve pervasızlığa sahip heyetin yargılama yapması mümkün değil. Bu nedenle sizi reddediyorum” diye ifade etti.

Mahkeme başkanına dönerek “Cumhuriyet Savcısı huzurunda hakkınızda suç duyurusunda bulunuyorum” diyen Kozağaçlı, “Adalet Bakanlığı Teftiş Kuruluna ve HSK’ye de suç duyurusunda bulunuyorum. Dilekçe de yazacağım. Devletin erklerinden birine mensup olduğunuzu görüyorum. Ama bunun yargı erki olmadığını görüyorum. Sadece sizi değil, temsil ettiğiniz her şeyi reddediyorum” dedi.

Mahkeme, avukatların esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını sunmaları sırasında tutuklu ve tutuksuz sanıkların dışında avukatların ve ailelerin salona alınmamasına karar verdi.

İTİRAFÇI, SAVCININ ANLATTIKLARINI DOĞRUDAN BİLGİ SAHİBİYMİŞ GİBİ ANLATTI

ÇHD üyesi 20 avukatın yargılandığı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyada itirafçı B.E.’nin soruşturma savcısı tarafından kendisine gösterilen dijital materyal içeriklerinden öğrendiklerini doğrudan bilgi sahibi gibi anlattığı ortaya çıktı.

3 Aralık 2018 tarihli duruşmada itirafçı B.E.’nin savcılıkça kendisine gösterilen belgelerde
geçen ve daha önceki ifadelerinde yer vermediği olayları yaşamış gibi anlatması üzerine
müdafii avukatlar anlatımların kaynağının belirlenmesi için belgelerin dosyaya getirildikten
sonra B.E.’nin dinlenmesi talebinde bulundu.

İFADE TUTANAĞI DA GERÇEĞE AYKIRI

B.E.nin duruşmadaki anlatımlarından; bir kısım belgenin soruşturma savcısı tarafından B.E.’ye basılı ve dijital ortamda gösterildiği ve B.E. tarafından yapılmamış olan yazışmaların yorumlatıldığı belgelerin asıllarının ve kopyalarının dosyada olmadığı anlaşıldı.

İtirafçı B. E.’nin yorumları ile 152 sayfa ve tek günde alınmış gibi gösterilen ifadeler müdafii avukatlarca B.E.’ye sorulduğunda ifadesinin birkaç gün sürdüğünü söylemesi üzerine soruşturma aşamasında hazırlanan ifade tutanağının da gerçeğe aykırı olarak hazırlandığı anlaşıldı.

İNCELEME TUTANAĞINDA ‘SAHTECİLİK’ ŞÜPHESİ

Soruşturma savcısı tarafından itirafçı B.E.’ye gösterilen belgelerin müdafii avukatlarca dosyaya getirtilerek incelenmesine olanak tanınması talebi ise İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildi.

Dosyayı takip eden avukatlar, böyle bir olayla ilk kez karşılaştıklarını, dosyada olmayan belgeleri anlatması için savcılıkça itirafçı B.E.’nin kullanılmasının kabul edilemez olduğunu beyan ettiler.

Mahkemenin talepleri ret gerekçesi ise dosyadaki dijital raporun yeterli olduğuydu. Avukatlarca yapılan İncelemede dosyada B.E.’nin incelediği belgelere dair bir dijital rapor olmadığı mahkemenin uzman olmayan 2 polis tarafından hazırlanan inceleme tutanağına dayandığı anlaşıldı.

Dahası inceleme tutanağının ciddi şekilde sahtecilik şüphesi içerdiği iddiasında bulunan avukatlar raporun ilk sayfasında yer alan incelenen materyal bilgisini içeren sayfanın raporun devamı ile uyuşmaması ve atılan imzaların birbirinden farklı olması nedeniyle bu sayfanın sonradan eklendiğini düşündüklerini belirttiler.

DAVA SÜRECİ NASIL GELİŞTİ?

2017 yılında Ankara’da Yüksel Caddesi’nde OHAL KHK’ları ile işlerinden ihraç edilen Akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça’nın OHAL kapsamında yapılan ihraçların hukuksuzluğuna dikkat çekmek için başlattıkları açlık grevi ülke gündeminde geniş yer bulmuştu.

Gülmen ve Özakça’nın tutuklanması sonrası büyüyen tepkiye karşı İçişleri Bakanlığı tarafından ülke tarihinde görülmemiş bir kitapçık yayınlanmış ve Gülmen ile Özakça’nın avukatları doğrudan suçlanarak hedef gösterilmişti.

12 Eylül 2017 tarihinde gözaltına alınan 16 avukattan 15’i 20 Eylül tarihinde tutuklandı. Bu sürecin devamında aynı suçlamalar ile ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ve Av. Yaprak Türkmen’in tutuklanması ile tutuklu avukat sayısı 17’ye yükseldi.

1 yıl süren tutuklulukları sonrası ilk duruşmaları 10 Eylül 2018 tarihinde başladı. Suçlama 2013 yılı ile benzer şekilde gerçek dışı tanık ifadelerine ve aslına ulaşılamayan dijital belgelere dayandırılmaktaydı.

Tutuklanan 17 avukat, 14 Eylül 2018 tarihinde mahkeme heyetince oybirliği ile tahliye edildi. Tahliye kararının gerekçesinde “Avukat olmaları, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, uzun tutukluluk süresi ve suç vasfının değişme ihtimali” yer aldı.

Tahliye kararı sonrası avukatlar 9 saat sonra jandarma tarafından yakınlardaki bir tarlaya bırakılarak tahliye oldu. Avukatların hapishaneden çıkışından 10 saat sonra aynı mahkeme tarafından savcılığın itirazı üzerine 12 avukat hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı. Tahliye edilen avukatların 6’sı ceza kanunlarında olmayan bir karar ile tekrar tutuklandı.

Tahliye kararını veren heyet aynı hafta HSK Kararnamesi ile kıdem ve sınıflarının altında
başka mahkemelere sürüldü. Heyetin dosyadan el çektirilmesi sonrası geçici görevlendirme
ile gelen mahkeme başkanı, Selçuk Kozağaçlı ve avukatlarına söz hakkı tanımadan
yeniden tutuklanmasına karar verdi. Geçici olarak görevlendirilen mahkeme başkanına aynı
kararname ile müstemir yetki verildi.

Bu heyetin göreve başlaması sonrası avukatların tahliye olduğu duruşmada alınan bütün kararlar müdafii avukatlar çağrılmadan yapılan ara celse ile değiştirildi ve olağanüstü bir yargılama süreci de başlamış oldu.

Aralık ayında yapılan ikinci duruşmada mahkeme başkanının yönlendirmeleri ile tanık beyanları suçlamalara uyarlanmaya çalışıldı. Müdafii avukatlarca yapılan bütün itirazlar ve talepler reddedildi. Salonda bulunan ve bu hukuksuzluğa karşı çıkan müdafiler, sanık avukatlar, izleyiciler salondan atıldı. Mahkeme heyeti, tanık beyanlarını boş salonda aldı.

Mahkeme 10 Ocak 2018 tarihinde kendi ara kararını yok sayarak sanıkların tevsii tahkikat taleplerini beklemeden Cumhuriyet Başsavcılığından esasa ilişkin mütalaasını istedi. Mahkemenin iki kez duruşma savcısından esas hakkındaki mütalaasını istemesi sonrası duruşma savcısı tarafından “yapılan iş bölümü gereği mütalaanın kendisi tarafından
verilmeyeceğine” dair bilgilendirme dosyaya gönderildi. 21 Şubat 2019 tarihinde iddia makamının esas hakkındaki mütalaası daha önce yargılamada görev almamış bir savcı tarafından dosyaya sunuldu.

18 Mart 2019 tarihinde yapılan celsede müdafii avukatların taleplerini sunmalarına izin verilmeden esas hakkında savunma aşamasına geçildi. Gelen itirazlar üzerine mahkeme ara kararından vazgeçti, 6 saat boyunca müdafi avukatlarca birçok talepte bulunuldu. Verilen karar arası sonrası mahkeme 15 dakika içinde yaptığı değerlendirmede tüm talepleri reddetti ve müdafilere bir daha talepte bulunmaları için söz hakkı verilmeyeceği şeklinde görülmemiş bir karar kurdu.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın