Cumartesi Anneleri 727. hafta: Annemin 7 yıl boyunca kapının önünde yatmasının bir açıklaması olmalı

Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Meydanı'nda oturmalarına 28 haftadır izin verilmiyor...

0

GazeteTAMAM.com – Aydınlar’ın gözaltı süreciyle ilgili tanıklığını anlatan Onur Emre Yağan, Cüneyt’i hiç konuşmadan, aynı düşmana direnirken tanıdığını kaydetti.

Cumartesi Anneleri’nin 727. hafta oturumunda kayıp yakınları 1994 yılında Bakırköy’de gözaltına alınan ve kaçtı denilen İstanbul Üniversitesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sormak üzere bir araya geldi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen kayıp yakınları, gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kayıpları temsilen birer kırmızı karanfil de taşıdı.

‘ÇÜNKÜ O BENİM DEDEMDİ’

Gözaltında kaybedilen Ahmet Kaya’nın torunu Fatma Kaya bir şiir okudu. Kaya’nın şiiri şöyle:

“İnsanlık şefkat hayat ondaydı

Merhamet yürek ondaydı

Saygı sevgi gönül onaydı

Çünkü o benim dedemdi”

Hayatta ne zorluklarla karşılaşırdı

Ama o hep dinç kalırdı

Sabretmeyi bilirdi

Sabrın ne olduğunu da

Çünkü o benim dedemdi..”

‘POLİSLER BİRBİRLERİNİ ÇORBACI, SAATÇİ, BOKSÖR GİBİ İSİMLERLE ÇAĞIRIYORLARDI, SURATLARINI GİZLİYORLARDI’

Onur Emre Yağan’ın Cüneyt Aydınlar ile ilgili tanıklığını anlattığı mektubunu Eren Baskın okudu. Cüneyt’i hiç konuşmadan, göz göze bakmadan, aynı düşmana direnerek tanıdığını dile getiren Yağan, o sıralarda henüz 15 yaşında bir öğrenci olduğunu söyleyerek şunları anlattı:

“Cüneyt’le 1994 yılının Şubat sonunda Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nde gözlerimiz bağlanmış bir şekilde bekletilirken yan yana düştük. Gözlerimiz bağlı olduğu için Cüneyt’in, sadece bezin altında kalan boşluktan görebildiğim kıvırcık saçlarını çok iyi hatırlıyorum. Birbirlerini çorbacı, saatçi, boksör gibi isimlerle çağıran ve suratlarını sürekli olarak bizden gizlemeye çalışan Terörle Mücadelenin polisleri gözaltına aldıkları herkese işkence yapıyordu. Bazılarına kaba dayak veya hakaret, bazılarına ise daha ağırı; Filistin askısı, elektrik, falaka… Cüneyt bu ağır işkencelere maruz bırakılıyordu. Bitkin, yürüyemez, dudaklarını dahi kıpırdatamaz halde benim kucağıma getirilip bırakıldığında ayağa kalkamayacak, yemek yiyemeyecek ve yürüyemeyecek durumdaydı. Gözaltındaki ikinci ya da üçüncü günümüzde iki polis kollarından tuttukları Cüneyt’i sürükleyerek getirmiş ve benim kucağıma bırakmıştı. Ben gözaltındaki en küçük kişi olduğum için başkasına değil bana teslim etmişlerdi Cüneyt’i. Onunla kimse konuşmasın istiyorlardı. Cüneyt’i belli aralıklarla alıp götürüyor ve bir süre sonra tekrar geri getiriyorlardı. Her seferinde daha bir bitkin, yürüyemez ve acı içinde geri getiriliyordu. Cüneyt’le iki gün geçirdik birlikte. Başı bacaklarımın üzerinde yatmaktan başka bir şey yapmaya gücü yetmiyordu. Onu tuvalete götürüyor, elini yüzünü yıkıyor ve yemek yedirmeye çalışıyordum. Ancak gördüğü işkenceler nedeniyle yemek yemekte zorlanıyor, yediklerini çıkarıyordu. İkinci günün sonunda ya da günün bir saatinde Cüneyt’i, kıvırcık saçlı yoldaşımı alıp götürdüler ve bir daha geri getirmediler..”

‘ANNEMİN 7 YIL BOYUNCA KAPININ ÖNÜNDE YATMASININ BİR AÇIKLAMASI OLMALI’

Cüneyt Aydınlar’ın ağabeyi Emrah Aydınlar bir konuşma yaptı. Kardeşinin ağır işkencelerden geçtiği için yürüyemeyecek durumda olmasına rağmen 30 polisin arasından kaçtığının iddia edildiğini ve bu yönde tutanak tutulduğunu dile getiren Aydınlar, şunları kaydetti:

“Annemin 7 yıl boyunca kapının önünde yatmasını bir açıklaması olmalı. Her akşam ‘oğlum gelecek’ diye kapının önünde yatardı. Yapacak çok şeyimiz var. Bütün kayıp yakınlarıyla, kayıp anneleriyle beraber mezarlığımız olan Galatasaray Meydanı’nda oturmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

727. haftada basın açıklamasını kayıp Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. 25 yıldır “gözbebeğim” dediği oğlundan bir haber alma umuduyla yaşayan Menekşe Aydınlar’ın “Bize yaşatılan zulümdür. Devlet ‘oğlun firar etti’ demişti buna inanmadım ama kaçtıysa gizlice gelir mi diye yedi yıl boyunca geceyi gözümü kırpmadan kapı önünde geçirdim.” diyen sesi insanlara ulaşsın diye buluştuklarını aktaran Tosun, Aydınlar ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

“İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar, 20 Şubat 1994 tarihinde Bakırköy, İncirli’de terörle mücadele polisleri tarafından gözaltına alındı. Gayrettepe’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Cüneyt’in gözaltına alındığı yedi gün boyunca inkar edildi. 27 Şubat 1994 tarihinde kaydı yapıldı ve gözaltında olduğu resmi olarak kabul edildi. Ancak Cüneyt’le gözaltında tutulan 14 kişi savcılığa çıkartıldığında aralarında Cüneyt yoktu. Bu kişiler 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada; Cüneyt Aydınlar’ın 20 Şubat 1994 tarihinde gözaltına alındığını ve 2 Mart 1994 tarihine kadar birlikte gözaltında tutulduklarını, Cüneyt’in başına geleceklerden Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’nin sorumlu olduğunu söylediler.

Cüneyt’e ağır işkence yapıldığına, yürüyemez ve hareket edemez halde olduğuna dair çok sayıda tanık vardı. Ancak İstanbul Emniyet Müdürlüğü onu soran ailesine oğullarının 28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermek için götürdükleri Beyoğlu Çukurcuma’da “Dur” ihtarına uymayarak kaçtığını söyledi. Ailenin başvurusu üzerine İnsan Hakları Derneği avukatları olayı araştırdı, tanıklarla görüştü.

Yapılan araştırma sonrasında, İHD İstanbul Şubesi, 25 Mart 1994 tarihli basın açıklaması ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin gözaltına aldığını kabul ettiği Cüneyt Aydınlar’ı kaybettiğini duyurdu. Ailenin başvurduğu tüm yetkili merciler, elleri kelepçeli, ayakkabıları bağcıksız, görgü tanıklarının beyanına göre ayakta duramayan birinin
30 kadar polisin elinden nasıl kaçabileceğini sorgulamadı. Cüneyt Aydınlar dosyası evrensel
hukuka aykırı bir biçimde zaman aşımı gerekçe gösterilerek kapatıldı.”

Emre ORMAN

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın