ÖZEL RÖPORTAJ: Gözaltından Sonra Yürüyemeyen Nuriye Gülmen Yaşadıklarını Anlatıyor!

0

Bodrum’a  Engin Karataş’ı ziyaret etmek için giden Nuriye Gülmen, “uçurtma uçurdukları” gerekçesi ile 8 Ağustos tarihinde gözaltına alındı ve gördüğü işkenceden kaynaklı ayağında oluşan problem neticesinde sol bacağını kullanamıyor ve koltuk değnekleri ile yürümeye çalışıyor!

NURİYE GÜLMEN’İN ZİYARET ETTİĞİ ENGİN KARATAŞ KİMDİR?

Bodrum’da sınıf öğretmenliği yaparken 29 ekim 2016 tarihli khk ile görevinden ihraç edilen Engin Karataş ihraç edildiği gün “okulundan çıkmayı reddetmek” şeklinde başlattı direnişini

Sesini karaya,havaya,denize taşıyarak; paraşütle atlarken döviz açarak,denizde yüzerek , balıkçılara ihraç edilmesindeki hukuksuzluğu anlatarak,yere suyla “işimi geri istiyorum” yazarak sesini duyurmaya çalışmıştır Engin Öğretmen. Uzun lafın kısası “ yaratıcı direnmesi” ile bilindi ve  bu bütün direniş biçimlerini haftanın belirli günlerinde sokakta “işimi istiyorum” temalı ozalitler yazıp fiili eyleme dönüştürdü.

Bodrum Polisi bu eylemlerin şekline,içeriğine,meşruluğuna dikkat etmeksizin Engin Öğretmen’i her eyleminde gözaltına almaktadır. Gözaltına almadan önce elbette ki  “uyaran” Bodrum Polisinin uyarı biçimi de Engin Öğretmenin direnme biçimleri kadar ilginçtir. Uyarılarından birini örnek verecek olursak -3. Uyarısı olsa gerek- bir defasında polis Engin Öğretmen’e tokat atmıştır. Bir öğretmene atılan tokadın gerekçesi “işimi geri istiyorum “ demesi yani.

Aynı zamanda 18 yaşındaki tek kızının biricik babası olan Engin Öğretmen muhalif, sol sendika üyesi bir direnişçidir tabii ki . Engin Karataş bütün bunların yanı sıra Ankara Yüksel Caddesi’nde 645 gündür devam eden ve günde 2 kere gözaltına alınan kamu emekçilerinin “işimi geri istiyorum” eylemlerine katılmaya devam etmektedir.

Bu sefer Ankara’dan 2 Yüksel Direnişçisi Bodrum’a ziyarete gitmişti Engin Öğretmeni. Çünkü aynı direniş tarihinin farklı üyeleri idiler hepsi.

Ankara’dan gelenlerden biri “Nuriye Gülmen” idi. Polis Nuriye Gülmen’i tanıyordu ve kimlik istemesini Nuriye Gülmen “keyfi” bulacaktı ve polis bunu gerekçe gösterip gözaltına alacaktı. Nitekim öyle oldu. Nuriye Gülmen hepimizin bildiği üzere Semih Özakça ile birlikte zor koşullar altında 324 gün işe iade talebi ile açlık grevi yapmış ve normalde ihraçlara kapalı olan “yargı yoluna başvurma” hakkını açlık grevi sayesinde kazanmışlardır. Bu kazanım sonucunda 324. Gününde açlık grevlerini bitirmişlerdir.

324 günlük açlık grevinin getirdiği sağlık sorunları ve tedavisi süren Gülmen , fiziksel durumu el verdiği müddetçe panellere , söyleşilere katılıp konuşmalar yapmaya, yani direnişini çeşitli yöntemlerle sürdürmeye devam etmektedir. “fiziksel durumu el verdiği müddetçe” diyoruz çünkü Gülmen’in açlık grevi süresi içerisinde zayıflayan kasları hareketlerini zorlaştırmaktadır. Bir gözaltı yaşaması ve gözaltında göreceği en ufak fiziki müdahale normalden daha kötü sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu koşulları altında gözaltına alınan Nuriye Gülmen’in Bodrum’da  gözaltında bacağı kırılmıştır.Ve hala yürüyememektedir.

 

NURİYE GÜLMEN GAZETE TAMAM’A YAŞANANLARI ANLATTI:

Engin Hoca’yı ziyarete gittik,onunla dayanışmak için. Direnişe başladığımızdan beri gitme fırsatımız olmamıştı. O da eylem yapacaktı. Uçurtma uçuracaktı. “işimi,öğrencilerimi istiyorum” yazan bir uçurtma.

Engin Hoca bazen farklı eylemler yapıyor işte “işimi öğrencilerimi istiyorum” yazıp paraşütle atlıyor,denizde yelkenlinin üstüne “işimi istiyorum” yazıyor,yere suyla “işimi istiyorum” yazıyor. Farklı zamanlarda farklı eylemler yapıyor. Yere yazılar yazıyor falan.  Bu sefer de uçurtma uçuracaktı. Biz de onunla birlikte gittik.

Değirmenler diye bir yer var Bodrum’da , yüksek bir yer olduğu ve rüzgar olduğu için orayı seçtik. Gittik polisler oradaydı. Engin Hoca herhangi bir duyuru yapmamıştı.

UÇURTMA UÇURMAK İÇİN “VALİLİKTEN İZİN”

İnsanların olduğu bir yer değil hatta tek tük insanlar var. Tarihi bir yermiş anladığım kadarıyla turistik bir tarafı var. Çok fazla insan yoktu. Engin Hoca’ya desteğe gelen 10 kişi falandık. Biri genç biri çocuk 2 kişi vardı 10 kişinin içinde.

Polis geldi “uçuramazsın” dedi. Çok kaba, pespaye bir şekilde müdahale etmeye çalıştı.

-Polisin elinde herhangi bir belge,müdahalenin gerekçesine dair bir yazı,karar dilekçesi var mıydı?

Yoo , yani öyle belge falan yok. Zaten öyle bir şey bulundurmasına gerek yok,kendince gerek yok yani. Çünkü kendilerince “buraların hakimi benim” diyorlar. Polisin ağzından çıkan , herkesin uyması gereken bir emir. Halk buna boyun eğecek, ne derse desin. Yasak yani. Burada uçurtma uçuramazsın. Yasak çünkü. Neden? Nedeni yok. Çünkü yasak. Bunun ötesi yok. Gideceksin. Bilmem kimden izin alacaksın,validen izin alacaksın.

-Vali’den izin almanız gerektiğini polis ifade etti mi sözlü olarak?

Evet, validen izin alacaksın. Ancak öyle uçurabilirsin dedi.

Tabi bunlar aslında Türkiye’deki temel haklar ve özgürlükler mücadelesi veren insanların sıklıkla karşılaştığı uygulamalardır. Biz bunları çok yakından tanıyoruz o yüzden bunlara karşı da belli şeyler geliştirilmiş. İnsanlar şöyle düşünebilir;” İzin alacaksın demiş e siz de izin alsaydınız” diyebilir.

“UÇURTMA UÇURACAĞIM SADECE,SLOGAN BİLE ATMIYORUM!”

Mesele burada izin değildir. Burada mesele hakkın olan bir şeyin izne tabii kılınması. Kabul edilemez olan budur. Kimseden, devlet kademesindeki hiçbir kişiden izin almaksızın kullanabildiğim zaman bu özgürlüktür. Diğer türlü ne olur ; ben demokratik bir şey yapmak istiyorum,demokratik bir şeyin de ötesinde ; -uçurtma uçuracağım! Slogan bile atmıyorum aslında bakarsanız. Uçurtma uçuracağım. Üstünde “işimi geri istiyorum” yazıyor. Bu kadar. Yani bir uçurtmayı havaya salacağım. Yapılacak olan eylem bu! Biçimsel olarak bir eylem gibi algılanacak bir şey bile değil. Bunun izne tabii tutulması… İşte! Bu olamaz. Ben gideceğim, bir valiye diyeceğim ki ; “ben uçurtma uçurmak istiyorum, uçurabilir miyim?” o da “evet uçurabilirsin” diyecek. O zaman ben o vali ve onun arkasındaki bütün güce karşı bir şey yapmak istediğimde ki “işimi geri istiyorum” demek aslında budur. Çünkü işimizi elimizden alanlar onlar. Bunu yapmak istediğimde , işine gelmeyen bir şey olduğunda, bunu engelleyecektir. Biz buna müsaade edemeyiz. Dolayısıyla “izin” asla kabul edilebilir bir şey. Değil zaten bu anayasada da geçer. İzin almaksızın hakkını arama maddesi anayasada da vardır. Yani sonuç olarak izin alma gerekliliği hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engellemek için polislerin sıkça kullandığı bir yöntem.  Ve biz bunu çok yakından tanıyoruz. Çok iyi biliyoruz. Çünkü Türkiye’de uzun zamandır devam eden haklar ve özgürlükler mücadelesi var. Bu çok öğretici. Biz bunu biliyoruz. “izin almamıza gerek yok, uçurtmamızı izin almaksızın uçurabiliriz. “

Hiç dinlemediler. Elimizdeki uçurtma  için getirdiğimiz naylonu direkt aldılar. Ondan sonra da bize oradan gitmeyi dayattılar. Elimizde uçurtma da yok. Eylem falan da yapmıyoruz. Biz niye burada duramıyoruz? “çünkü öyle istiyoruz.” Diyorlar. Bu kadar basit.

Meselenin aslında eylem olmadığı, meselenin polisin kendini bize dayatmak istediği o kadar net bir şekilde anlaşılıyor ki. Bir şey de yapmıyoruz. Kimseye de bir şey de söylemiyoruz. Orada duruyoruz. Artık uçurtmamızı da aldınız. “hayır duramazsınız,buradan gideceksiniz.” E niye? “çünkü ben öyle istiyorum.”

MESELE KİMLİK DEĞİL “TEK AYAK ÜSTÜNDE GİT” DE DİYEBİLİRDİ

Tamam oradan ayrılıyoruz dedik. Uçurtmamızı da aldılar, eylem de yapamayacağız. O zaman , tamam. Biraz ilerledik. “bidakkaaa, öyle gidemezsiniz! Kimlik verin.”

Bu çok net bir şekilde kendi iradelerini kabul ettirmek istediklerinin görüntüsü. Mesele asla kimlik falan değil. Orada şey de diyebilirdi ; “buradan tek ayak üstünde ayrılmanı istiyorum , eğer ayrılmazsan gözaltına alacağım” da diyebilirdi. Ama o kendince kabul edilebilir bir şey söylemiş oldu: “kimlik ver.” E hayır vermeyeceğim. Bu kadar değil. Bana bu kadar kendini dayatamazsın. Ben bunu kabul etmiyorum.

POLİS GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANDI,DİRENME HAKKIMI KULLANDIM

Bazen öyle olur ki son derece keyfi şeyler talep eder polis ve siz bunun dayatma olduğunu anladığınızda direnme hakkınızı kullanırsınız. Yasalar der “polis istediği zaman kimlik sorabilir” ama polis görevini kötüye kullanamaz, görevini bir insana boyun eğdirmek için kullanamaz. Ona verilen yetkiyi bu şekilde kullanamaz. Ben direnme hakkını kullanıp bu uygulamayı kabul etmeyebilirim. Bu tarihsel bir haktır.  Haksız gördüğümüz her şey karşısında mutlaka kullanmamız gereken bir haktır. Adaletsiz bir şey varsa, ne yasalar ne de herhangi birinin sözünün hiçbir hakkı yoktur. Biz direnme hakkımızı kullanırız. Öyle de oldu.

“hayır göstermeyeceğim kimliğimi,dayatma yapıyorsunuz. Bu yüzden göstermeyeceğim. Keyfi bir şey bu.” Yani şöyle olabilir; olağanüstü bir şey vardır ve kimlik kontrolü vardır herkese kimlik soruluyordur , size de sorulmuştur o zaman gösterirsiniz. Bu öyle bir şey değil özellikle sana soruyor. Eylem yapmak istediğin için özellikle sana soruyor. O yüzden bunu kabul etmedik. Sonrasında zaten işkenceyle başlayan bir gözaltı ve sonuna kadar;savcıdan,serbest bırakılacağımız aşamaya kadar bu şekilde devam eden bir gözaltı işlemi oldu. Toplamda 24 saat boyunca .

Sonunda dizimde çatlak ve menüsküs yırtığı olduğu tespit edildi hekim tarafından.

-Diziniz nasıl bu hale geldi?

Size bir şey dayatıldı ve gözaltına alındınız. Ama hala siz orada iradenizi teslim etmediniz ona. O iradeyi teslim almak için uğraşıyor. Bu sefer başka yöntemlere başvuruyor. İşkence yapıyor örneğin. Diyor ki “ benim söylediklerimi yapacaksın. Ben ne diyorsam onu yapacaksın. Bana direnmeyeceksin.” Ama hayır, keyfi bir uygulama var. Hukuksuzluk var. Ben de bu hukuksuzluğa elbette direnirim. Bu benim hakkım. Bunu yapmaya devam ettiğimde o daha fazlasını yapıyor. Dolayısıyla irademizi teslim almak için sürekli işkence uyguladılar.

YÜRÜYEMİYORUM DEDİM “SÜRÜKLERİZ O ZAMAN” DEDİLER!

Savcılığa çıkarılma aşamasında kelepçemi çok sıkmışlardı.Gevşetmelerini söyledim. Gevşetmediler. Arabaya binmemi söylediler. Gevşetmeksizin arabaya binecekmişim. Ben de binmedim. “gevşetin.” Dedim. Bu kez beni ittirdiler. Düştüm. O sırada dizimde çatlak oluştu. Ben kırık olduğunu düşünüyordum çünkü çok acıyordu . Basmasam bile acıyordu. Üstüne bastırmaya çalıştılar. Basamayacağımı, basamadığımı söylediğimde “o zaman biz de sürükleyerek götürürüz” dediler ve dizim o haldeyken beni sürükleyerek götürdüler. Savcıya bu şekilde çıkardılar. Ve savcı da hakkımızda “adli kontrol kararı” verdi. Bütün gördüğümüz işkencelere rağmen,üstümdeki kıyafetlerden yerlerde sürüklendiğimin belli olmasına rağmen , üstelik ben polis nezaretinden oraya getirilmiştim çok kötü durumdaydım. Ayağımın üstüne basamıyordum. İki kişi beni kolumdan tutup götürüyorlardı. Bütün bunlar çok net bir şekilde savcı tarafından görünür olmasına rağmen. Bize “adli kontrol” verdi. Ne için? Çünkü biz uçurtma uçuracaktık. Polise kimlik göstermedik. Sonunda işkence gördük ve adli kontrolle serbest bırakıldık.

BU BİR ONUR MÜCADELESİ

İşkencelerin hepsi halka gözdağı vermek için yapılmıştır. “direnmeyin,direnmekte ısrar etmeyin yoksa başınıza her şeyi getirebiliriz.” Bunu söylemeye çalışıyorlar. Bizim üzerimizden bir mesaj vermeye çalışıyorlar. Biz de şu mesajı veriyoruz aslında ; yani evet işkence yapıyorlar,bu bir gerçek. Biz de bunun sonucunda bedeller ödüyoruz. Ama mesele gerçekten insan fiziksel acıya katlanabilir,bununla yaşayabilir. Bunun sonucunda oluşacak şeylere de göğüs gerebilir. Ama onurunu kaybetmiş olmak. İşte bununla yaşanmaz. Bu düşünceyle bu duyguyla insan kötürüm olur. Duygusal ve ruhsal olarak kötürüm olur. İnsan olamaz. Ve bunun farkında olarak tekrar o insanlığını farkedemez. Bu çok net olmalı insanların kafasında bence. İnsan onuru her şeyin üstünde. Biz de bu yüzden bütün bunlara karşı direniyoruz ve herkesi direnmeye çağırıyoruz. Sadece iş ekmek mücadelesi değil aynı zamanda bu onur mücadelesi. Ve tabii ki faşizme karşı verilen bir mücadele. Artık bu tespiti herkes yapıyor. Kimisi diyor “ tek adam rejimi “ kimisi başka bir şey söylüyor ama şu çok net bir şey ki karşımızda faşist bir iktidar var. Ve biz buna karşı mücadele etmezsek daha çok şey kaybedeceğiz. Yaşadığımız bu fiziksel acılardan fazlasını yaşayacağız. Bu yüzden direnmenin bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum, herkesi direniş saflarına çağırıyorum.   

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın