İsyan kültürüne sahip çık!

Gezi ayaklanması sonrası yaşanan süreçte önümüze koyduğumuz en büyük eksikliklerden biri öncünün olamayışıydı ve bu öncü arayışı hala her otonom grup, parti, dernek vb. birçok yerde tartışılmakta kendi strateji ve taktik yönelimleri açısından formüller üretilmektedir. 

0

Kitlesel olarak var olandan memnuniyetsizlik hali ve isyankültürünü içinde barından bir Türkiye

Bizler açısından yakın dönemin en umut verici durumu Gezi ayaklanmasıdır. Gezi ayaklanmasının toplumsal olarak bir sınıf hareketi oluşu veya olmayışı tartışma konumuz değil ancak bir bütün olarak her kesimden insanın katıldığı kitlesel olarak var olan memnuniyetsizlik halinin dışa vurumu olarak tespit edebiliriz. Gezi ayaklanması sonrası yaşanan süreçte önümüze koyduğumuz en büyük eksikliklerden biri öncünün olamayışıydı ve bu öncü arayışı hala her otonom grup, parti, dernek vb. birçok yerde tartışılmakta kendi strateji ve taktik yönelimleri açısından formüller üretilmektedir. Bizim açımızdan da bu formül arayışları devam etmektedir.

Kısa bir değerlendirmeyle üstünden geçecek olursak Türkiye devrimci hareketi  gezi ayaklanmasının ardından mevcut statüsünü koruma çabası içerisinde olan ve yeniye dair tariflediği ile içerisinde olduğu pratik birbirini tutmayan Haziran hareketini, bizlere 71 devrimci kopuşuna benzer bir atılım süreci gerek diyen ve bu kopuşu Rojava ve MSA üzerinden tarifleyen öncü iddiası olan örgütleri, ve kapitalizmin kendi ile değil de bunu sadece sistemin neden olduğu çevre, kadın, barış, cinsel yönelim gibi vb. sorunları kendine baş düşman görmüş toplulukları özgürlüğe ulaşma hedefinde olan kitlelerden daha da uzaklaştırmıştır.

İsyan kültürüne sahip çık!

24 Haziran’ın belki de bize gösterebileceği en büyük işaret fişeği memnuniyetsiz kitlelerin (yani bunu Türkiye’nin %50 si gibi kaba bir tarifle betimleyebiliriz) AKP iktidarından bıkmışlığı ve karşıtlığı üzerinden bir araya gelişleriydi. Şimdi ise bu bir araya gelişler konfeksiyonda overlokçu ve son ütücünün öğle arası çay sohbetlerinde,  beklide şuan bir festivalde omuz omuza bir şarkı eşliğinde coşan iki arkadaşın festival sonrası muhabbetinde, mahallede bütün olan bitenden haberleri olan teyzelerin altın gününde,  nefret söylemleri ve şiddetin hakim olduğu stadyumlarda izlenen maçların devre aralarında..

Şuan durup düşündüğünüzde sokaklara baktığınızda etrafınızda bu sistemden rahatsız olduğunu yüzünden anladığınız insanların arttığını göreceksiniz.  Tek derdi kağıt parçasının verdiği yapay özgürlük hissinin sarhoşluğunu yaşamak isteyen  insanları da..

“Sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesiyle uyanıp yataktan fırlayan, giyinip zorla bir şeyler atıştıran, sıçıp, işeyip, diş fırçalayan, saçını tarayan, başka birine büyük paralar kazandırdığı bir yere ulaş için trafikte boğuşan ve tüm bunlara sahip olma fırsatı bulduğu için müteşekkir olması istenen biri hayattan nasıl keyif alabilir?”

Aklınıza gelebilecek hayatın her alanında bu memnuniyetsizlik ve isyan etme isteği büyüyor;

Yaptıkları büyük yürüyüş ile hala hafızalarımızda olanZonguldaklı maden işçilerini hatırlayın

(bkz: https://seyler.eksisozluk.com/ulke-tarihinde-toplanan-en-guzel-kalabaliklardan-biri-4-8-ocak-1991-buyuk-madenci-yuruyusu)

Biraz daha yakın tarihe bakacak olursak Tekel işçilerinin destansı direnişi, Her yıl Haziran ayında düzenlenen büyük Onur yürüyüşleri, Artvin’de genç yaşlı demeden gerçekleştirilen Cerrattepe direnişi, Nuriye ve Semih, Fenerbahçe taraftarının şike davası sonrası aldığı tavır, Kobane serhıldanları,

YGS de çıkan şifre skandalı ile sokağa dökülen liseliler,(bkz:https://www.youtube.com/watch?v=aigSW8F_bj8)

Gezi sonrası ODTÜ, Hatay Armutlu, Kadıköy, Tuzluçayır direnişleri… Daha da yakın tarihte olan her şey hafızamızda toplumun her kesiminden insanın öfkesi çıkış noktaları buldukça açığa çıkıyor. Bu açığa çıkışlar bir ortaklık etrafında kendini siyasal bir hedef doğrultusunda toparlayamadığında parçalı bir halde devam ediyor. Bir yönetmenin filmi veya bir rapçinin yazdığı sözler etrafında insanlar toplanıp isyan edişlerini “tel örgüler” içerisine koyuyorlar. İsyanın ve özgürlük mücadelesinin sınırı yoktur!

Kapitalizm’in gölgesini satacağı ağaçlar azalıyor. 

Hayır size diğerleri gibi Kapitalizmin içine girdiği kriz ve devrim dinamiklerinden bahsetmeyeceğiz. Bunlardan çokça bahseden belki de 100 den fazla devrimci örgütümüz var zaten.

Bizim bahsedeceğimiz her gün sanki bizim uyumamızı beklercesine gece gelen benzin zamları, doların gözünün sürekli yükseklerde olması, hepimizi dehşete düşüren hayvanlara yapılan işkenceler, yaşam hakları elinden alınmalı mı? sorusunu hepimizin aklına getiren tecavüzcüler.. Doymak bilmeyen oburluklarıyla bizlerden verginin, vergisinin, vergisini alanlar. Yaratıkları krizlerden militarizm ile bizleri zehirlemeye çalışarak çıkış yolu bulmaya çalışanlar (bkz: Afrin’in işgali) sizleri ne erken seçim ne de öve öve bitiremediğiniz duble yollarınız, köprüleriniz, kurtaramayacak. Çünkü gölgesini satabileceğiniz ağaçlar azalıyor.

Kültürüne sahip çık!

İsyan ediş ve özgürleştiğimiz alanlar büyüyor hafta sonu aile piknikleri, cumartesi gecesi rakı sofraları, salaş mekanlarda ki reggea buluşmaları, büyük rap partileri, altın günleri, dernek toplantıları, örgüt konferansları, torna tezgahları, maden ocakları, lise sıraları, üniversite amfileri her yerde ve her yere özgürlük isteyenler artıyor yapmamız gereken onların alanlarımıza sirayet ettiği kanalları tıkamak. Sömürü, rekabet, gösteriş, doyumsuzluk, nefret, vb.. ilişkilerini reddet. Direnelim ve isyan etme kültürümüze sahip çıkarak memnuniyetsizliklerimizi birleştirelim.

Birbirlerinden yeterince uzak dururken zararsız olan atomların, yeterince sıkıştırıldıklarında nötron başıboş parçacıkların başlattığı zincir etkilenmeler sonucu, korkunç patlamalara yol açtığını bilmeyen kimse kalmadı.”

GeceKomandosu

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın