Marta, Adalar, sahiller: Sahi kim betonlaştırıyor?

Her şeyin paraya tahvil edildiği, şezlong-şemsiyeden dahi fahiş fiyatların isteneceği turistik tesisler istediği kadar kuralına uygun yapılsın, Marta’nın ve Marta ruhunun sonu demek.

0

GazeteTAMAM.com – Mehveş Evin’in yazısından;

Mayıs geldi mi İstanbul’da hava iyice ısınır, tatilin yaklaşmasının verdiği rahatlamayla yerinde zor duran öğrenciler kendilerini dışarıya atar… Bizim için Eminönü’nden vapura binip Adalar’a yüzmeye gittiğimiz gün, yaz başlardı.

Günümüzde de Adalar, her gün yerli yabancı binlerce turistin akınına uğruyor.

Çok doğal, zira şehir nüfusu 20 milyona dayanırken halkın ücretsiz yararlanabileceği doğal alanlar da nüfus patlamasına ters orantılı olarak azaldı, daraldı.

Bahar gelince, hele ki hafta sonları Adalar’ın sokakları yürünemeyecek denli kalabalık. Vapurlar lebalep dolu, yer bulana aşk olsun. Fakat Adalar hâlâ çok güzel, çünkü her şeyin başında araç trafiği yok. (Gerçi yıllardır elektrikli araçların izni konuşuluyor ve bu gerçekleşirse bildiğiniz Adalar kalmayacak.)

İnşaat ve turistik işletme izinleri kısıtlı… Fakat koylar, orman arazileri parsel parsel işgal ediliyor veya el koyma, kiralama suretiyle işletme izinleri veriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha birkaç hafta önce “deniz kıyıları ve orman alanlarını betona çevrime gayretinde olanlar var” diye şikâyet ederken neyi kast etti bilinmez. İstanbul’da, Adalar’da bu alanların nasıl adım adım betonlaştırıldığına, özelleştirildiğine şahitiz.

Büyükada’nın yapılaşma hızı ve şekli, diğer Adalar için çok çarpıcı bir örnek. Yassıada, gözümüzün önünde çırılçıplak soyuldu. Yemyeşil ağaçlarının hemen hepsi kesildi ve adanın tamamı, ancak ayrıcalıklıların faydalanabileceği beton bir heyulayadönüştürüldü.

Sivriada’nın da benzer bir akıbeti beklediği konuşuluyor. İstanbul’un nüfus yükü, Marmara’nın pisliği derken yapı ve turizm baskısı da Adalar’ın canım doğasını tehdit ediyor.

KOYA ADINI VEREN SIRA DIŞI KADIN: MARTA

Deniz, o eski deniz değil… Ancak bugün bile her Ada’nın, nispeten bozulmamış koylarıvar. Burgazada’nın en meşhur koyuysa, Batı’da, Yassıada ve Sivriada’ya bakan yüzündeki Marta koyu.

Kişisel tarihimde Burgazada’nın, Marta’nın yeri çok özel. Bir zamanlar Burgaz’da yaşadım, hiç istemediğim biçimde Ada’dan ayrılmak zorunda kaldım. Ama Burgaz’a, doğasına, hayvanlarına, insanlarına olan duygu bağım eksilmedi. Uzaktan da olsa Burgaz’ın silüetini seyretmek, yemyeşil sokaklarını ve bugün Instagram’da poz vermek için kullanılan güzel evlerini düşlemek ve çok değişmediğini bilmek bile iyi geliyor.

Bu yüzden Marta’nın özelleştirileceğini duyduğumda “Hah, bir o eksik kalmıştı, canına okuyun” diye isyan ettim…

Kış ortasında bile ormanın içinden geçerek Marta’ya yaptığımız yürüyüşler, sahilde oturup gün batımını, mucizevi biçimde gökdelen silüeti olmadan seyretmenin hazzı… Teknelerin sintineyle kirletmediği, Kurbağalıdere pisliğinin pompalanmadığıgünlerde kendimizi dalgalara bıraktığımız serin akşamüstleri… Getirdiğimiz yiyeceklerle, çakıllı sahilde kurduğumuz mütevazı sofralarda çalıp söylenen müzikler… Ortaklaşa aldığımız kayığı sahile çekip boyamamız, hatta, kolları sıvayıp günübirlikçilerin çöplerini toplamamız

Film şeridi gibi gözümün önünden geçti derler ya, işte öyle.

Marta koyunun Adalılar için anlamı ve değeri, anlattıklarımdan çok daha ötede. Eskiden Aya Nikola denirmiş. Bugünkü ismini, bu koyda yaşayan sıradışı bir kadından, Marta’dan almış.

Marta’ya dair en ballandırılarak anlatılan efsane, yaz kış buradan çıplak denize girmesi. Kadın oldu mu, hele biraz frapanlık, çılgınlık varsa bu yönleri hep öne çıkarılır. Oysa Marta, Ada’yı defalarca yangınlardan kurtarmış, hayvanlara sahip çıkıp bakmış, gerçek bir Adalı. (Burgazada Sevgilim, Bercuhi Berberyan, Adalı Yayınları, 2010)

Öldükten sonra koyun Marta ismiyle anılması bundan. Şimdi ismini bile değiştirmeye kalkarlar…

HALK ÖZGÜRCE, PARASIZ KULLANABİLMELİ

Gelelim bugüne… Azınlık vakıflarına ait olan ve Hazine’ye intikal eden mülklerin üçüncü şahıslara devredilmesi, mülkü iade etmemek için sık başvurulan bir yöntem.

Etyen Mahçupyan, Marta’nın da dahil olduğu Burgazada’daki Aya Yorgi Kapris Manastırı’na ait arazinin, Hazine’ye kayıtlıyken 2006’da trampa (değiş tokuş) ile Silahtar Abdullah Ağa adlı mazbut vakfa devredildiğini yazmıştı.

Aralık 2018’de Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1. Derecede SİT alanı olan Marta Koyu ve arazisini, ayda 15 bin TL karşılığında bir işletmeciye kiraladığını duyurdu.

Kiralama resmen onaylanırsa, bölge tellerle çevrilerek hem Adalılara hem turistlere kapatılacak; halkın ücretsiz yararlanma hakkı elinden alınacak. Konser alanı, plaj, restoran, kafeterya ve Allah bilir daha neler inşa edilecek. Benzer binlerce örnekte gördüğümüz gibi, bir daha asla eski güzelliğine, doğallığına ve ulaşılabilirliğine sahip olamayacak.

Buna karşılık Adalılar, Marta Koyu Dayanışması’nı kurdu. Tüm ada sahillerinin Kıyı Kanunu çerçevesinde, halkın rahatça, özgürce ve parasız kullanımını savunuyorlar.

Marta, 1. Derecede SİT alanı. Yani sadece insanlara değil, çevredeki tüm canlılara ait. Her şeyin paraya tahvil edildiği, şezlong-şemsiyeden dahi fahiş fiyatların isteneceği turistik tesisler istediği kadar düzgün ve kuralına uygun yapılsın, Marta’nın ve Marta ruhunun sonu demek.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Adınızı yazın